Kaan&Zeynep

annecikten küçük bir hatıra olsun...

5 Eylül 2009 Cumartesi

Seninle geçen zaman

Başından beri yazamadığım için geçen zamanı özetleyip şimdiki zamana gelmek istiyorum aslında ama bakalım nasıl olacak bu! Aslında sana bi defter tutuyordum büyüyünce vermek için, kim bilir arada oraya da yazarım yine...Bir de hamilelikte ve hamileliğimin son gecesinde sana yazdığım mektuplar var...Yine de bişeyler düşünmüş işte anneciğin sana hatıra kalsın diye:)


En son o hala kulaklarımda olan incecik, çatallı, kısık kısık ağlayışınla hayata merhaba demiştin. (Oysaki artık sesin ne kadar da gürleşti maşallah ortalığı ayağa kaldırıyosun:)) Hep merak ediyordum nasıl bi bebek olacaksın, kime-neye- benzeyeceksin diye...Seni ilk gördüğümde -eminim her anne böyle hisseder tabiki- ama ne bileyim işte sana aşık olmuştum resmen çok çok güzel bi bebektin. Saçlarına bakmıştım hemen nedense (kolunun, bacağının, parmaklarının vs. herşeyinin normal olduğunu ayrıntılı ultrasonda öğrenmiştik zaten), baya da saçlıydın ve nerdeyse siyaha yakındı rengi, gittikçe açıldı işte:)

Miniciğim...

İşte böyle başladı seninle günler...İlk günlere ait hatırladığım ilk şey "emzirme" tabiki, günümün büyük bir kısmı seni emzirmekle geçiyordu. Müthiş bişeydi! -di diyorum maalesef...4.5 ay hatta ilk başta biberon almadığın için seni kaşıkla beslediğim (kaşıkla ne kadar mama yenilebilirki!)15 günü de saymazsak nerdeyse 5 ay yalnızca anne sütü vermiştim sana. Ancak sonra mamaya başlamak zorunda kaldım, hatta yavaş yavaş meyve suyu, meyve püresi, yoğurt gibi ek gıdalara da geçmiştim. Toplamda da 7 ay emdin anneciğini, sonra bırakıverdin :( Çok üzüldüm ama arada seni zorlasam da almıyordun işte...Ne kadar güzeldi oysaki, emzirirken uyuyakalırdın, 2-3 hatta daha bile fazla saat öylece dururduk seninle, arada tekrar emerdin çünkü... Yerine bıraksam uyanırdın, sırf uyu ve istediğinde de em diye öylece beklerdim seni, izlerdim, severdimm..Kollarım, sırtım, boynum ağrırdı ama umrumda da değildi açıkçası, bırakamazdım seni. İyiki de bırakmamışım şimdi özlüyorum o hallerimizi...

Tosuncuk tosuncuk!

Az kalsın en önemli şeyi unutacaktım, nasıl unutuyorsam böyle birşeyi! GAZ tabiki...Feci bir gaz potansiyeli vardı sende oğluşum. En kötüsü de acı acı ağlıyordun, nedenini de biliyorduk ama hiç bişey yapamıyorduk...Daha doğrusu elbette bişeyler yapmaya çalışıyorduk ama faydası olmuyordu işte! Ya da çok az... Tıp etkili bir çare bulamamıştı resmen bu bebeklerdeki gaz sorununa...Doktorumuz 4. haftadan sonra başlar, 4 ile 12. haftalarda en yüksek seviyede olur dedi ,aynen de öyle oldu, belki sonra geçer veya 4 hafta daha hafif devam edebilir dedi geçmedi, aynen devam etti, 6. aydan sonra geçer dediler, geçmedi, geçmeyebilirmiydi acaba?.. Bizce sende hala ve hala gaz sorunu var!! Bakalım ne zaman geçecek:))


Gün gün, ay ay büyüdün, geliştin gözümüzün önünde... O kadar çok şey varki aslında anlatacak! İlk gülüş, ilk "agu" (resmen agu derdin :) bebeklik işte!), ilk sırtüstünden yüzüstü dönme (9 nisandı hala hatırlıyorum:) vs. vs. Aslında daha önce, bir bebek için bile olsa, o kadar doğal, normal gibi görünen şeylerdi bunlar benim için, ama bir anne olarak kendi bebeğimin bunları yapabildiğini görünce dünyanın en mutlu insanı oluyordum. İlk dişin çıktığında 5.5 aylıktın o kadar salya, önlük yetiştirememe, herşeyi ağzına götürmenin ve de 3 gün boyunca bana çektirdiklerinin neticesinde (hiç görmediğim kadar huysuzlaşmıştın, sürekli ağlamaklı bir halin vardı..Canım yavrum kimbilir nasıl acı çekiyordun:() Annanen görmüştü ilk incini. Tarih de 8 hazirandı:)



Bu arada ben erken doğum tehlikesi nedeniyle doğum iznine birazcık erken ayrılmış ve taa ekimden beri evdeydim... Ama annanen, hatta deden sağolsunlar beni hiç yalnız bırakmadılar. Onların çok çok emeği var senin üzerinde. Zaten ben işe başlayınca da sana annanen bakacak, bu konuda da şanslıyız, hep sevgiyle büyüyeceksin inşallah:))) Hatta artık babanneler de Ankara'da daha fazla kalabilecekler, halan da gelicek, böylelikle geniş bir aileyle büyüyecek benim bitanecik oğluşum:)

Sevmiyorum bu şeyleri giymeyiii!!


İlk uzun yolculuğunu Ordu'ya yapmıştın, fena değildi..(Kuşadası'na göre!) Ordu'da babannelerini hiç yabancılamadın maşallah zaten canayakın, güleç bi bebeksin bitanecikim:)





İkinci uzun yol tecrübemizde o kadar da şanslı değildik. Hem yol daha uzundu hem hava ve gidilen bölge daha sıcaktı tabii...İzmir'den Kuşadası'na kadar perişan vaziyette gelmiştik. Annanelerin yazlığına gelince de salıncağa bi uzandın "oh be annanecim, dünya varmış, tuttum ben bu salıncak denilen şeyi! ayrıca bu anne ve babam olacak kişilerden de şikayetçiyim!" diyordun heralde içinden...

Kuşadası'nda, ilk tatilinde çok güzel günler geçirdin, 1.5 ay boyunca çok mutlu olduğun her halinden belliydi. Açıkhava, sürekli bi gezme hali, yeşillik, mavi, günbatımı... Daha ne olsun biz de çok severiz oraları:) Denizden önce korktun, ya soğuk geldi ya dalgalardan (küçüktü ama senin minik bedenine göre büyük olabilir tabi) ürktün ya da çok büyük geldi (banyoyu seviyordun tamam ama küvetin ve içinde oynadığın havuzun tabiki korkutucu olmayan boyutlardaydı) Başarısızlıkla sonuçlanan 2-3 deneyimden sonra bir gün bir fikir geldi aklımıza. Havuzunu denize soktuk, seni havuzunun içine! Biraz alışıp cup cup yapmaya başlayınca hoop denize! İşte bu! Sonra da çok sevdin denizi, öyleki ilk başta ağlamaktan sokamadığımız sen artık çıkınca ağlıyordun :)



Çok eğleniyorum bu salıncakta:)

Salıncakta keyiff...

Ve Kuşadası - Güzelçamlı tatil günlerinden sonra Ankara'ya dönüş diğer yazıda artık...Geldik işte şimdiki zamana, çok az kaldı:)

Hiç yorum yok: