Kaan&Zeynep

annecikten küçük bir hatıra olsun...

27 Eylül 2009 Pazar

huysuz ve tatlı Kaan :)

Geçtiğimiz 3 gün boyunca nedensiz bir huysuzluk içindeydin bebeğim.. Yalnız başına 15-20 dak. bile oyalanabildiğin halde bu 3 günde 2 saniye bırakamadım seni..

:))) İki satır bişi yazmışım..Az önce yine ağladın da oğluşum, seni uyuttum üstelik ayağımda sallayarak (bu benim için daha kolay bi yöntem ellerimi acıtan battaniye yöntemine göre, üstelik öncesinde salonda uyuklayan babacığın da baktı ki tek başıma halledebiliyorum atmış kendini yatağın üstüne, bir de evde bi süre onu aradım da :) kocaman ya bizim ev! ) hem de mama içtin (bu da iyi bişey:))

İşte bu süre zarfında kısacık bişeyler yazıp uyumaya karar verdim (ama benim yazdıkça yazasım geliyoo hep) belki bu seferki uykun daha uzun olabilir diye.

Aslında not düşmek istediğim birkaç bişey var kii; bu aralar hayırdır inşallah ve de kocaman bi maşşallaah iştahın açıldı! Huysuzluğunun bi kısmı da bundan olabilirmi ki acaba, çünkü sevgili anneciğin senin yemeyen ve az yiyen hallerine göre daha uzun saat aralıklarıyla az porsiyonlar hazırlayınca sen biraz ağlamaklı oldun heralde, ama neyseki bunu hemen farkedip sık sık ve daha çok çok bişeyler vermeye başladım. Huysuzluğunun açlıktan olan kısmı tamam!:)

Şunu anladım ki, bazen hiç bişey yemiyorsun, bazen az yiyorsun, bazen de doyuramıyorum seni (yediğinde dünyaları yemiyorsun tabiki, kendine göre işte...) Bu doymadığın zamanların kesinlikle büyüme evreleri olduğuna kanaat getirdim.. Hayır bu dönemi sevmem gerekir evet ama bişi daha farkettim ki güzel güzel yemek yediğin bu zamanlarda da maalesef uyuyamıyor, çok sık uyanıyorsun..(gece de dolayısıyla mamaya başladım tekrar birkaç gündür) Yok mu şu ikisinin de iyi olduğu bir evre! (Ama öyle olsa annelik çok kolay olurdu değil mi;)) Bu arada ben sürekli hazır böyle yiyorken köfte mi, tavuk mu versem, balık da yedirsem şöleee, bi de etli bi sebze yemeği diye diye tilkilerle dolaşıyorum...

Bir yandan da acaba dillendirmesem nazar değermiki diye de ister istemez düşünüyorum ama ben artık biliyorum ki 1. si sakınan göze cidden çöp batıyor, yıllarca kendimde test ettim, o yüzden rahat olmaya çalışıyorum, 2. si de zaten birkaç güne yine hiç birşey yemeyen Kaancık geri gelecek:) Nazarla falan ilgisi olmayacak, evre evre artık anladım..

Gelelim huysuzluğunun nedensiz kısmına... Böyle ağlamaklı bir yüz ifadesiyle gözümün içine içine bakmalar, yerdeki oyun alanındaysak bacağıma sarılmalar, babanın kucağında gezerken beni görünce hıhh-hııı diye meşhur efektin:) Niye böyle bu çocuk allaa allaaa derken (sürekli dişine bakıyorum tabi çıkıyo mu ondan mı diye ama bakalım daha zamanı var gibi de..) bi farkettik ki naz! Resmen anneye naz :) Teyzoşcun allahtan 3 gün izinliymiş de 2 gün gezmelerdeydik yoksa ben patlıcaktım itiraf etmeliyim:) Gezmede veya teyzoşunu veyaa bugünkü gibi kalabalığı görünce bi sorun yok zaten, beni yalnızken yakalıyosun ;)

Yavaş yavaş 9-12 ay kıyafetlerini de tamamlamaya çalışıyorum, sık kullanılan gerekliler tabiki... Hatta 3 seferde bayaa birşey birikti.
Çeşit olsun diye alınacaklar olabilir tabiii...Ne de olsa kendime bişey alırken kırk kere düşünür oldum (eskiden böylemiydim ben!) ve son kararım da hep vazgeçmek oluyo ama oğluşuma alırken iyi bişiyse gözüm pek bişi görmüyo :) Aynı durum teeececikte de varmış; sana marifetli bi köpekçik aldı. Ama napsın görünce çok sevdin, çığlıklar kahkahalar..dayanamadı tabi teyze yüreği:) Bir de ilk araban oldu kuşumm:) Yürümeye yardımcımıdır deneyerek görcez bakalım, ama en azından bisiklet-araba tarzı bişey oluyo ki hiç olmazsa o işe yarar diye düşündük...

Kısa yazcaktım di mi?! Ama şunu da hemen not düşmeliyim kii, emekleme çalışmaların soz hız devam ediyo ve yapamayınca sinir oluyosun, hırs yapıp tekrar tekrar deniyosun ama en sonunda da daha da çok kızıp başlarım yaa ne uğraşıcam ben döne döne ulaşırım gideceğim yere moduna giriyosun..Vee çok tatlı oluyosun :) Neyysee o kadar uğraş sonunda bu gece bi ara uykun gelmiş olmasına rağmen bilinen emekleme pozisyonunda -bir emekleme adımcığı diyelim- ilerlemişsin (ahh işler! kaçırdım işte..) Hadi bakalım devamını bekliyoruz bitanem:)
video


Şimdi şuraya bi video bi foto eklemek isterimm.. İsterim de hem geç oldu hem de becerebilecekmiyim diye düşünmekteyim:) Ne zaman yazdıklarımla foto-videolar senkronize ilerleyecek bakalım...


(Ee yaptım galiba, yukarılara bile koydum :) Gerçek emekleme anını çekemedim tabiki:( )

23 Eylül 2009 Çarşamba

9 ayı geride bıraktık


Evet 9 ayı geride bıraktık ve gün gün değişmeye, gelişmeye devam! (Blog sayfasına girebilseydim daha önce yazabilirdim belki ama iştee teknik aksaklıklar..)

Gündüzler az uyku bol oyun, hareket,aktivite, geceler bazen çok sık bazen daha seyrek uyanmalarla geçiyor (gece bile gözünü açıp gülmeye başlayıp oyun istediğin de oluyor tabi:)), yemek yeme seansları bazen sorunsuz bazen bol krizli devam ediyor... Yani bebeklik böyle birşey demekki, aslında günün gününe uymuyor ama bir taraftan da öyle birşey ki belli bir ritmin, düzenin, saatlerin var. Böyle böyle günler geçiyor, sen büyüyorsun işte bebeğim...

İlk şeker bayramını da geride bıraktık...Bol bol bayram gezmeleriyle geçti. Zaten gezmeyi seven bebişimin keyfi pek yerindeydi:) Biz alıştık senin güleç yüzüne, ağzın kulaklarında yüz ifadene de(sen hep gül aşkımm benimm), ilk görenler pek bi şaşırıp seviyor bu halini, yabancılama huyun da yok zaten kimseyi (hatta anında anneyi satabiliyosun biraz bozuluyorum ama neyyse:) Ama başından beri anne bağımlısı bi bebiş olmamanı ben istedim, hatta babana alışman için taa ilk günden beri bazı şeyleri ona bıraktım, herşeyi ben yapayım diye atılmadım özellikle (ki zaten onda da ilgi-alaka en üst seviyede maşallah:) Bu arada geldi diye o kadar sevindiğimiz annanecikimizi elimizden Sinop'a kaçırıverdik:)




Yakında annane gelicek, ben işe döncem -maalesef- ve sen hergün yeni bir bıcırıklığınla bizi mutlu etmeye devam ediceksin... O kadar tatlı bişey oldun ki bu duygu nasıl anlatılır, nasıl ifade edilir bilemiyorum... O bebeklik hallerini de özlüyorum evet ama bi yandan da bi konuşsa, bi yürüse bıdı bıdı diye heyecan yapıyorum... Amaaa şu zamanın da keyfini bol bol çıkarmaya çalışıyorum tabiki, çünkü biliyorum ki o yürüdüğün, konuştuğun dönemler gelince de bu zamanlarını özlicem yine:)) Böyle bir döngü demekki annelik ve daha çok çok şey, işte ben de öğrenmeye devam ediyorum...

16 Eylül 2009 Çarşamba

Annanecik geldi:))

Yine sen bıcık yapmış misler gibi uyurken bişeyler yazayım meleğimm...Nihayet annanemiz ve tabiki dedemiz yazlıktan geldiler. Seni çok özledikleri için de gelince akşam hemen bize uğradılar. Biraz şaşırmış görünsen de yine her zamanki güleçliğin üzerindeydi, uykun gelmiş olmasına rağmen...Bugün gündüz de geldi annanecik, artık özledikçe gelir.. Zaten şunun şurasında ne kaldı ki! Az bir zaman sonra artık ben işe döneceğim :(( Sen de annanecinle vakit geçireceksin bol bol...
(Bu arada uyandın az önce, seni salladık uyuttuk tekrar babanla...)
Sabah kahvaltı zamanı yine bir kriz yaşandı, daha kaşığı görür görmez -ne ara böylesine bir tepki oluşturduysan- ağzını mmm diye bi kapatıyosun, yok açtıramıyorum! "Hadi oğluşum bi tadına bak, bak seveceksin, her zaman yediğin, sevdiğin bişey bu" karşılığında uzaklara dalan gözler ve mmm diye büzük dudaklar (yüzüme de bakmıyorsun sıpacık seni:) tamam yemek yeme gibi bi problemimiz var her zaman, ama en azından sevdiğin şeyleri yerdin...Çorbadır, sebzedir onlar zordu yani...Birkaç gündür herşeye muhallebi hatta meyvelere bile tepki oluşturdun...Gerçi ne olduğuna bakmıyosun, kaşığa mı bir tepki acaba bu? Yoksa direk bana mı? Zorlamıcam, sahte de olsa gülümsicem diye başlıyorum sana birşey yedirmeye, başıma saplanan bir ağrı ve gözyaşlarıyla sonlanıyor..:( Yok yok yarından itibaren yine yöntem değişikliği şart! Biliyorum; "ben dudaklarımı büzücem, o kaşığı ağzıma sokamıcak, nasıl olsa beni çok seviyo ya bu anne olcak kişi, aç kalmama razı olamıcak ve sonunda biberon verceeek" diye düşünüyosun ;) İnatçısın oğluşum evet ama bu inadın kimden geçti sanıyosun:) Sabah hazırladığım iki menüyü de beğenmeyince dayandım, biberon da vermedim, öğlen nasıl da yedin ama çorbanı;)) Ben de nasıl mutlu oldum anlatamam... Şimdi düşündüm de ileride bunları okuyunca ne düşüneceksin acaba..Basit bir yemek yeme hadisesi bu kadar mı olay olur! Anne olmadan önce benim de hiç aklıma gelmezdi, mühim bir mevzuymuş:)
Annanenle de bugün bi muhabbet bi muhabbet...Daha onu görür görmez başladın bişeyler mırıldanmaya, heralde beni şikayet ettin durdun:) Yazık kadıncağızın da bıdır bıdır seninle konuşmaktan dili damağı kurudu oruç oruç:)
Bıraktığın emekleme çalışmalarına tekrar başladın ve neticesinde 3 gündür sürünerek ilerliyosun:) Bakalım ne zaman tam olarak emekliceksin merakla bekliyorum:)
Biraz da az hareket etsen çok sevinicem hani belki kilo alabilirsin... Yoksa bu kıpırdanma -ne kıpırdanması!-tepinmelerle zor! Özellikle yatağına bıraktığımda ortalık savaş alanına dönüyo:) Annanecik bile hareketliliğini bilmesine rağmen çok şaşırdı, hatta sen sevimli sevimli çığlıklar eşliğinde akrobatik hareketler yaparken korktu bile, bi yerini incitecek diye:)
Kısacası balımm çok afacansın çoookkk! Günler böyle geçiyor, sen böyle böyle büyüyorsun işte...Cuma günü 18inde yani 9. ayını da doldurmuş olcaksın:) O gün de bişeyler karalarım kısmetse...Görüşmek üzere aşkımmm:)

9 Eylül 2009 Çarşamba

9.9.2009

Şu tarihi kaçırmadan gece bitmeden yazmalıyım...Ama ne mümkün! İşte yine ağlıyosunn!! Niye uyuyamıyorsun oğluşum bi anlasak...
Tekrar uyuttuk..Bakalım ne kadar yazabilcem, bi daha ne zaman ağlaman duyulacak?..
9.9.2006'da nişanlanmıştık sevgili babacığınla:) Tarihlere ya da sayılara takıntımız yok aslında ama öyle denk gelmişti işte...7.7.2007 ne peki diceksin:) Evet özellikle istedik o günü ama gerçekten takıntı şeklinde değildi. Önce okullar tatil olunca olsun düğün denildi -aile büyüklerince-, bu da haziran sonu oluyordu tabi, biz de madem öyle temmuzu bekleyelim dedik, temmuz ayını daha çok severim hazirandan, sonra da bi anda madem öyle 7si olsun dedik, öylesine...Şimdi düşünüyorum da iyi oldu, unutulmuyo işte :))
Aslında bugün güzel bir gün değil...Haberler iç sıkıcı, kötü, çok üzücü...Hep aklımda seni koruyabilecekmiyiz endişesi...İlk günler ne çok ağlardım bu yüzden, minicik, savunmasız bişey kollarımda, bakıp bakıp ağlardım sana biraz da lohusalık sendromuyla...Hepimiz Allah'a emanetiz işte özellikle de ülkemizde!!
.........
Miniğim nerde kalmıştık, ilk tatilin bitti ve 15 ağustosta (yaa baban doğumgünü doğumgünü direksiyon salladı!!) evimize geldik. Annanecin -gözlüklü teyze:))- kaldı mı yazlıkta, yani biz kaldık mı seninle başbaşa :) Dönüşte biraz daha büyümüş olduğun için heralde, gidişteki kadar zor değildi yolculuk hatta çok iyiydi. Dediğim gibi Güzelçamlı'yı çok sevdiğin belliydi her halinden. Eve geldiğimizde babanın kucağında gezinirken, etrafa bakarak dudaklarını büzüp büzüp ağlamandan bunu bir kez daha anladık. Karnın toktu, altın kuruydu, uykunu almıştın hatta bıcık bile yapmıştın ama sebepsiz yere ağlıyordun işte, hem de içli içli, dudaklarını büze büze...:) Canım benim seneye yine gidicez inşallah:)
Bugün itibariyle annaneler hala yazlıktalar, hergün babacığını işe yollayıp ana-oğul takılıyoruz :)
9. ayını doldurmana az bir zaman kala;


  • Çok güleç yüzlü, mutlu, neşeli, kıpır kıpır (hareketli ve zor günler beni bekliyor:)) bir bebişsin, gündüzleri hiç bir sorun yok MAŞALLAH! Ancak akşam 21-22 gibi gece kabusları başlıyor maalesef! Evet uykun geliyo o saatlerde, altını temizleyip, mamanı yedirip (bu aralar muhallebi yedirmeyi başarabiliyorum o saatte... tok tutunca uyanmazmışsın ya gece güya!), bol su içirip (çok seviyorsun), hatta yine bu aralar "pijama"larını giydirip uyku moduna sokuyorum seni, daha doğrusu sen o moda girmiş oluyosun zaten, ben de sana "tamam bebeğim artık hazırsın, seni uyutucam" mesajı veriyorum kendimce... Ama ne oluyosa ve neden böyle oluyosa, gündüzleri uykun gelince diretmeden uyuyan sen, geceleri gözünden uyku aksa da, deli gibi uykun gelse de, kafanı kaldıramasan da bi türlü uykuya dalamıyorsun! Her türlü yöntemi denedik, en iyisi "geleneksel battaniyeyle sallama yöntemi" maalesef... hiç istemesem de! Hadi uyuttuk diyelim yatağa koyma aşamasında daha yatağının üzerine getirirken (nasıl bir hissiyat varsa artık!) başlıyorsun kıpırdanmaya, hadiii tekrar salla, tekrar yatağa yatırsak mıı, yok anladı, tekrar salla, bi daha deneyelim daldı gibi, yok yine tam dalmamış, hadi sallayalım... Bu böyle defalarca sürüyo artık. Benim eller dayanmıyo bu arada maalesef, ama artık buna da alışıyorum gibi...Bazen ilk seferde ayakta sallama yöntemiyle uyuyorsun, bu gece de böyle oldu, çok rahat uykuya daldın, aldım seni yerine yatırdım, sorunsuzca uyudun...1 saat! Bir de böyle bir alışkanlık kazandın, gece uykuna ilk dalmandan tam 1 saat sonra (hiç aksatmıyosun) ağlamayla uyanıyosun diyemicem... ağlıyosun evet ama gözünü açmadan ve nasıl bir ağlayış hani bırakın ağlasın, yatağında uykuya dalmaya alışsın diyenler acaba bu çeşit bir ağlamadan mı bahsediyolar, çünkü bıraksak ya boğazın yırtılır ya nefessiz kalırsın ya da fıtık olursun heralde! (oyy ben kıyamam zaten kuzuma, babası hele hiç!) Böyle bir durumda yine battaniye yetişiyo imdadımıza ama bkz. yukarıdaki şekilde öyle hemen uyumak var mııı!!! İşte bu yazının başında da yine böyle bir durum yaşandı:) İlerleyen saatlerde bi kaç ihtimal var... Ya uyanıyorsun (uyanmaktan kasıt: gözler kapalı, uyur vaziyette avazın çıktığı kadar bağırarak ağlamak:), su içirip, pışpışlayarak tekrar uyutuyorum, hem de yatağında (bu çok nadir tabi); ya uyanıyorsun su içirip, ayağımda sallayarak uyutuyorum (arada bi oluyo); ya da uyanıyorsun su içirip, battaniyeeeee!! (çoğunlukla) Sonuç olarak tabiki ya uyanıyorsun ya uyanıyorsun! Sayısı en iyi ihtimal 1-2, ya da her saat başı ki bu da yaklaşık gece 1odan sabah 6ya kadar 8 kez falan oluyo :))) Olsun (zaten hep oluyo ya!) senin canın sağolsun, sağlıklı sıhhatli ol yeterki bitanemiz, biriciğimiz :) Bu arada bir kaç hafta öncesine kadar mama da verirdim geceleri, baktım bi ara yapıyorum yapıyorum sen almıyosun, fırsat bu fırsat ben de kestim, zaten pek istemediğim bişey geceleri beslemek. Suyu da vermiyim diyorum ama onun biraz daha zamanı var heralde, şimdilik onu içmezsen yine çok ağlıyorsun, dayanamıyoruz:( uyku problemin böyle işte (çok mu şikayet ettim oğluşum ama hep diyoruz sen bi büyü bunların hesabını sana sorcaz diye:))) Bak şimdi bişey daha geldi aklıma; daha iyi olduğun zamanlar da vardı aslında... Emzirirken...Geceleri ağlamazdın bile, ık-mık ederdin, ben hemen fırlardım zaten, alırdım seni emzirirdim, uyurdun hala, yerine koyardım, uykuya devam ederdin... Ne güzel gecelermiş meğer:) Biz o zamanlar, bu uyanmalar bile kalmayacak, zamanla deliksiz uyucak diye beklerken, gece uykuları -uykusuzlukları ya da- gittikçe daha kötüleşiyo valla! Gaz dedik, o zaten geçmediği gibi bir de diş çıktı, dişler zaten hiç bitmez ve sonuç uykular bölünürrr:)) Benim derdim bölünen uykular da değil, o acı acı ağlamana yanıyorum ben bitanecikim.. Yine uyan tamam ama mamaysa mama, suysa su, sallamaysa sallama-pışpışlama neyse ne, yapalım, uyu yine ama niçin öyle bi yerin acıyomuş gibi ağlıyosun:( acımıyo onu da biliyoruz doktor kontrollerin iyi, dediğim gibi geceler dışında acayip güleç bi bebeksin... Neyse...Artık yaşından sonra düzelir diye de umutlanmıyoruz, kabullendik, kafadan 2 yaşına yok yok hatta 3 yaşına kadar kesin böyle devam edecek...Ama o kadar tatlısın ki bir gülüşün herşeye bedel, sen herşeye bedelsin, çok seviyoruz seni, canımızsın..
  • Bir de beslenme sorunun var kii, onu da bir blogta okuduğum (yeni ve acemi bir blog yazarıyım link falan veremiyorum maalesef) ve 2 gündür uyguladığım yöntemle sanırım halledicem gibi...ne kadar iyimserim:) neyse bundan sonra bahsederim, bakalım başarılı olabilecekmiyim. Ama şunu söyleyebilirim ki (yoksa bunları okuduğun zaman da iştahsız bir çocuk mu olcaksın :(( ) yemeyen bebek çok çok zor... Neden anneciğini üzüyosun bebeğim, biliyormusun sen yemeyince ben ağlıyorum neyi çözebileceksem ağlamayla ama öyle işte, sen bi lokma yiyince de dünyalar benim oluyo, karnım açlıktan zil çalsa hatta su içmeye fırsat bulamamış olsam bile... Gerçekten de 2 gün öncesine kadar ağlamaklı bi haldeydim, bu yöntemle yüzüme şirin bir gülümseme kondurmak zorundaymışım, yemesen, yaptıklarım çöpe gitse bile :)) (Bak yine güldüm) Tabi bu yöntemi annanene anlatmak ve ben işe başlayınca da onun devam etmesi gerek...
  • Alltta 2, üstte 4 olmak üzere toplamda 6 dişin var. Yeniler de geliyo bi yandan belli ki...Kimbilir nasıl bir acı çektiğin, masajla, jelle, kaşıyıcılarla yardımcı olmaya çalışıyoruz işte bebeğim...
  • Henüz emeklemiyosun, bi aralar bi çaban vardı, ne aralardı acaba, bu aralar çaba da kalmadı döne döne hallediyosun işini ;)
  • Geveze bişi oldun, ama-ama-ama, mama-mama-mama, baba-baba-baba, da-da-da, de-de-de, annnnnneeeee (valla diyosun işte:) ilk aklıma gelenler, sonra çığlık atıyosun bol bol, öksürüyosun :) (galiba beni taklit ediyosun, nerdeyse iki haftadır geçmek bilmeyen bi öksürüğe sahibim de!) Şimdilik bunlar geliyo aklıma...
  • Kabızlık sorunun var mesela bu aralar...Neden oluyo çözmeye çalışıyorum, bi bulsam oğluşumu kabız yapan şeyi! Doğal yöntemlerle geçirmeye çalşıyorum bakalım şimdilik, muzdur, elmadır, şeftalidir kestim, son kayısıları yedirdim artık kayısı da geçti bitti tabi mevsim dolayısıyla, kayısı hoşafına geçicem, armuta devam, çorbana zeytinyağı ekliyorum bolca (ama tabi çorbayı yemeyince boşa gidiyo:) Netice de uğraşıyorum işte annelik kolay değil:)
  • Saçlarını 2. kez kestim! :)) İlk annanenle beraber yanlardan kulaklarının, önden de gözlerinin içine giren, kanımızca seni rahatsız eden saçlarını kısaltmıştık ucundan :) Sonra birazcık pişman da olmuştuk... Anne saçı denilen bi yandan da dökülen o saçların gel gör ki yine uzadı, ben de sen uyurken ucundan değil artık baya baya kısa kestim ama çok şahane oldu bence bu sefer;) Yeni ve eski saçların daha bütünleşmiş duruyo birbiriyle...
  • Oyuncakların var ama onların dışında her türlü enterasan, aklımıza gelmicek şeyler ilgini çekiyo...Ben de örneğin mutfaktayken sana uygun bişey veriyorum (tahta kaşık, tel çırpıcı, süzgeç vs. :)) Sonra onları yerden topluyorum o ayrıı... Bizim küçük beyefendi mama sandalyesinde önce onları tepsiye vurup çıkan sesi-gürültüyü- dinledikten sonra onları aşağıya atmaya, peşlerinden böyle aşağı sarkarak bakmaya ve çıkardıkları sesi dinlemeye bayılıyo...Dergileri parçalamaya da bayılıyo bu aralar bu beyefendicik, yerler dergi sayfalarıyla dolu :(( Nerde benim tertip, düzen merakım, derli toplu ev durumlarım...ve biliyorum ki daha yolun başı bunlar:)

Yolun başındayım yani bakalım neler görcem seninle... Bu yazının da sonu olsun bu satırlar. Annecik gitsin yatsın, belki biraz uyur bile sen uyandırana kadar :)

5 Eylül 2009 Cumartesi

Seninle geçen zaman

Başından beri yazamadığım için geçen zamanı özetleyip şimdiki zamana gelmek istiyorum aslında ama bakalım nasıl olacak bu! Aslında sana bi defter tutuyordum büyüyünce vermek için, kim bilir arada oraya da yazarım yine...Bir de hamilelikte ve hamileliğimin son gecesinde sana yazdığım mektuplar var...Yine de bişeyler düşünmüş işte anneciğin sana hatıra kalsın diye:)


En son o hala kulaklarımda olan incecik, çatallı, kısık kısık ağlayışınla hayata merhaba demiştin. (Oysaki artık sesin ne kadar da gürleşti maşallah ortalığı ayağa kaldırıyosun:)) Hep merak ediyordum nasıl bi bebek olacaksın, kime-neye- benzeyeceksin diye...Seni ilk gördüğümde -eminim her anne böyle hisseder tabiki- ama ne bileyim işte sana aşık olmuştum resmen çok çok güzel bi bebektin. Saçlarına bakmıştım hemen nedense (kolunun, bacağının, parmaklarının vs. herşeyinin normal olduğunu ayrıntılı ultrasonda öğrenmiştik zaten), baya da saçlıydın ve nerdeyse siyaha yakındı rengi, gittikçe açıldı işte:)

Miniciğim...

İşte böyle başladı seninle günler...İlk günlere ait hatırladığım ilk şey "emzirme" tabiki, günümün büyük bir kısmı seni emzirmekle geçiyordu. Müthiş bişeydi! -di diyorum maalesef...4.5 ay hatta ilk başta biberon almadığın için seni kaşıkla beslediğim (kaşıkla ne kadar mama yenilebilirki!)15 günü de saymazsak nerdeyse 5 ay yalnızca anne sütü vermiştim sana. Ancak sonra mamaya başlamak zorunda kaldım, hatta yavaş yavaş meyve suyu, meyve püresi, yoğurt gibi ek gıdalara da geçmiştim. Toplamda da 7 ay emdin anneciğini, sonra bırakıverdin :( Çok üzüldüm ama arada seni zorlasam da almıyordun işte...Ne kadar güzeldi oysaki, emzirirken uyuyakalırdın, 2-3 hatta daha bile fazla saat öylece dururduk seninle, arada tekrar emerdin çünkü... Yerine bıraksam uyanırdın, sırf uyu ve istediğinde de em diye öylece beklerdim seni, izlerdim, severdimm..Kollarım, sırtım, boynum ağrırdı ama umrumda da değildi açıkçası, bırakamazdım seni. İyiki de bırakmamışım şimdi özlüyorum o hallerimizi...

Tosuncuk tosuncuk!

Az kalsın en önemli şeyi unutacaktım, nasıl unutuyorsam böyle birşeyi! GAZ tabiki...Feci bir gaz potansiyeli vardı sende oğluşum. En kötüsü de acı acı ağlıyordun, nedenini de biliyorduk ama hiç bişey yapamıyorduk...Daha doğrusu elbette bişeyler yapmaya çalışıyorduk ama faydası olmuyordu işte! Ya da çok az... Tıp etkili bir çare bulamamıştı resmen bu bebeklerdeki gaz sorununa...Doktorumuz 4. haftadan sonra başlar, 4 ile 12. haftalarda en yüksek seviyede olur dedi ,aynen de öyle oldu, belki sonra geçer veya 4 hafta daha hafif devam edebilir dedi geçmedi, aynen devam etti, 6. aydan sonra geçer dediler, geçmedi, geçmeyebilirmiydi acaba?.. Bizce sende hala ve hala gaz sorunu var!! Bakalım ne zaman geçecek:))


Gün gün, ay ay büyüdün, geliştin gözümüzün önünde... O kadar çok şey varki aslında anlatacak! İlk gülüş, ilk "agu" (resmen agu derdin :) bebeklik işte!), ilk sırtüstünden yüzüstü dönme (9 nisandı hala hatırlıyorum:) vs. vs. Aslında daha önce, bir bebek için bile olsa, o kadar doğal, normal gibi görünen şeylerdi bunlar benim için, ama bir anne olarak kendi bebeğimin bunları yapabildiğini görünce dünyanın en mutlu insanı oluyordum. İlk dişin çıktığında 5.5 aylıktın o kadar salya, önlük yetiştirememe, herşeyi ağzına götürmenin ve de 3 gün boyunca bana çektirdiklerinin neticesinde (hiç görmediğim kadar huysuzlaşmıştın, sürekli ağlamaklı bir halin vardı..Canım yavrum kimbilir nasıl acı çekiyordun:() Annanen görmüştü ilk incini. Tarih de 8 hazirandı:)



Bu arada ben erken doğum tehlikesi nedeniyle doğum iznine birazcık erken ayrılmış ve taa ekimden beri evdeydim... Ama annanen, hatta deden sağolsunlar beni hiç yalnız bırakmadılar. Onların çok çok emeği var senin üzerinde. Zaten ben işe başlayınca da sana annanen bakacak, bu konuda da şanslıyız, hep sevgiyle büyüyeceksin inşallah:))) Hatta artık babanneler de Ankara'da daha fazla kalabilecekler, halan da gelicek, böylelikle geniş bir aileyle büyüyecek benim bitanecik oğluşum:)

Sevmiyorum bu şeyleri giymeyiii!!


İlk uzun yolculuğunu Ordu'ya yapmıştın, fena değildi..(Kuşadası'na göre!) Ordu'da babannelerini hiç yabancılamadın maşallah zaten canayakın, güleç bi bebeksin bitanecikim:)





İkinci uzun yol tecrübemizde o kadar da şanslı değildik. Hem yol daha uzundu hem hava ve gidilen bölge daha sıcaktı tabii...İzmir'den Kuşadası'na kadar perişan vaziyette gelmiştik. Annanelerin yazlığına gelince de salıncağa bi uzandın "oh be annanecim, dünya varmış, tuttum ben bu salıncak denilen şeyi! ayrıca bu anne ve babam olacak kişilerden de şikayetçiyim!" diyordun heralde içinden...

Kuşadası'nda, ilk tatilinde çok güzel günler geçirdin, 1.5 ay boyunca çok mutlu olduğun her halinden belliydi. Açıkhava, sürekli bi gezme hali, yeşillik, mavi, günbatımı... Daha ne olsun biz de çok severiz oraları:) Denizden önce korktun, ya soğuk geldi ya dalgalardan (küçüktü ama senin minik bedenine göre büyük olabilir tabi) ürktün ya da çok büyük geldi (banyoyu seviyordun tamam ama küvetin ve içinde oynadığın havuzun tabiki korkutucu olmayan boyutlardaydı) Başarısızlıkla sonuçlanan 2-3 deneyimden sonra bir gün bir fikir geldi aklımıza. Havuzunu denize soktuk, seni havuzunun içine! Biraz alışıp cup cup yapmaya başlayınca hoop denize! İşte bu! Sonra da çok sevdin denizi, öyleki ilk başta ağlamaktan sokamadığımız sen artık çıkınca ağlıyordun :)



Çok eğleniyorum bu salıncakta:)

Salıncakta keyiff...

Ve Kuşadası - Güzelçamlı tatil günlerinden sonra Ankara'ya dönüş diğer yazıda artık...Geldik işte şimdiki zamana, çok az kaldı:)

4 Eylül 2009 Cuma

Merhaba Bıdığım

Biraz tecrübesiz, biraz heyecanlı, biraz mutlulukla başlıyorum bakalım ilk yazıma...

Sen içeride pamuk pamuk uyuyorsun ama her an uyanabilirsin diye hızlı hızlı bişeyler yazmalıyım ki daha geç olmasın...Keşke böyle bir şeyden daha önce haberim olsaydı, aslında internete, bilgisayara yabancı biri değilimdir, blog denilen şeyden de haberim vardı tabiki :) ama işte ne bileyim, bir blog oluşturulup da bu bloğun insanın çocuğuna büyüyünce "bak işte seninle yaşadıklarımız, hislerimiz.." diyerek armağan edilebileceğini açıkçası hiç düşün(e)memiştim...Neyseki 9. ayının dolmasına az bir zaman kala bir şekilde öğrendim ve işte ilk yazımı yazıyorum bile! İsterdim ki hamileliğimden beri yazayım (çünkü seninle o kadar güzel, o kadar mutlu bir hamilelik yaşadımki...) ama dediğim gibi nerden başlarsak kardır :)

Neyse bu bloğun başlama hikayesi böyle işte...

Senin hayatımıza girme hikayene gelince...:) zormuş gerçekten be oğluşum nerden başlasam ki!?

(bu arada içimden bir ses çabuk bi yerden başla minik kuş her an uyanabilir diyoo)

Aklımda hiç evlilik fikri yokken sözdü, nişandı derken evlendim(iyiki de!) daha evliliğe tam olarak alışamamışken, aslında bi yandan da ikimizde de-cahil cesareti derler ya- "bi çocuğumuz olsa ne güzel olur" düşüncesi belirirken, aa bir de "fsh" denilen bir hormonun azizliğine uğramış bi şekilde :) (bunu sana nasıl açıklayacaksam:)) 30.04.2008 de içimde minik bi mercimek tanesinin (belki o kadar bile değil) olduğunu öğrendik, inanamadık, kan tahlili kesin sonuçtur diye ertesi günü bekledik. Bu bekleyiş aşamasında, bir günde bile sana o kadar alışmışım ki ya sonuç negatif çıkarsa diye korktuğumu hatırlıyorum. Neyseki 1 mayısta kesin olarak doğrulandı: bizim bir bebişimiz olcaktı:))

Sonra bi süreç başladı işte...Önce ilk doktora gidene kadar ya dış gebelikse vs. sonra ya düşerse korkuları (annen karamsar ya, çocuğu da olmayacaktı oysaki:)) , sonra her ay iyi mi, ne kadar büyüdü, herşey normal mi kuruntuları..Derken gittikçe hamilelik çok çok güzelleşti, sana çok alıştım, seninle yaşamak çok güzeldi, herşey normaldi, her işimi yapıyordum, hiç kısıtlamadın beni, bulantı çok çok az (toplam 3 kere) oldu, aşermeyi hiç bilemedim...32. haftadaydı heralde, minik kelebeğimin bi kıpırdanası tutmuş olacakki erken doğum teşhisiyle bi 5 gün geçirdim hastanede, ilaçlar, serumlarla hoop daha erken diye seni geri içeri iteledik..Alınmış olcaksın ki madem gelmemi istemiyosunuz çıkmıcam burdan işte dedin ve doktorumun, kullandığım ilacı artık bebiş isterse gelebilir diye kesmesine rağmen bekle bekle sende tık yok! 40. haftadayım artık, koskocaman bir göbüşle ne yürüyebiliyorum, ne uyku var geceleri, ne dönebiliyorum, ne nefes alabiliyorum...Oğlum hadi gelebilirsin artık diye seninle konuşuyorum sürekli...Yok, bizim beyefendinin keyfi yerinde! Sonunda ben başta olmak üzere kimse daha fazla dayanamadı ve normal normal nereye kadar sezeryan iyidir fikriyle doktoruma bi telefon...18 aralık perşembe günü gelin dedi:))) Şimdi de aldımı bizi bir korku bir heyecan:)

Neyse tatlişkom sen uyudukça benim de yazasım geldi:) Sonuçta epidural değil spinal :) sezeryanla sen dünyamıza geldin, hoşgeldin:) ayrıca iyiki de sezeryan olmuşum diyenlerdenim ben, hiç bir zorluğunu görmedim aksine daha memnun kaldım. Zaten aslında doktorcum da biliyordu ben de, normal doğuramayacaktım seni ,4045 gr. cıktın:)

Ve tam ilk ağlayışından bahsetcektim ki içeriden uyandığında klasik olarak ağlaman duyulduu işte:))) şimdilik bu kadar.......